evrim eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evrim eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.04.2018

Din-Bilim Çatışması Bağlamında Evrim ve Müfredattaki Yeri


Bu yazı Bilim ve Ütopya dergisinin Ağustos 2017 tarihli "Evrim Vardır!" temalı özel sayısında Hasan G. Bahçekapılı imzasıyla yayınlandı.
 
Haziran ayında Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Alpaslan Durmuş yeni müfredatı tanıttı. Yaptığı açıklamalarda özellikle dikkat çeken iki husus vardı. Birinci olarak, beklendiği gibi “hayatın başlangıcı ve evrim” konusu müfredatta yer almadı. Durmuş’un bunla ilgili gösterdiği gerekçe “tartışmalı konuları öğrencilerin henüz kavrayabilecek bilimsel arka plana sahip olmadıkları kademelerde devre dışı bıraktık” şeklindeydi. Evrim konusu da öğrenciler henüz bu tartışmayı yürütebilecek öncüllere sahip olmadıkları için lisans eğitimine ertelenmişti.

Evrim eğitimi konusundaki tartışmalara hakim olanlar elbette bu söylenenleri ikna edici bulmadı. Daha önce defalarca vurgulandığı gibi evrim bilim dünyası içinde tartışmalı bir konu değil. Tam tersine, evrim biyolojinin temeli sayılan, onsuz biyolojideki hiçbir şeyin anlam ifade etmeyeceği bir teori (Dobzhansky, 1973). Ayrıca evrim Avrupa’daki bütün ülkelerin ve İran’ın orta öğretim müfredatında yer alan bir konu. Bu ülkelerin öğrencileri evrimi bu aşamada anlayabilecek donanıma sahipse Türkiye’deki öğrenciler neden sahip olmasın? Öğrencilerin evrimi anlayabilmek için gerekli ön bilgiye sahip olmadıkları düşünülüyorsa yapılacak şey evrimi müfredattan çıkarmak değil, o ön bilgileri müfredata eklemektir. Dolayısıyla bu söylenenler evrimi müfredat dışı bırakmanın gerekçesi olamaz.

Asıl gerekçeyi Durmuş’un yaptığı açıklamalardaki ikinci dikkat çeken hususta görüyoruz. Durmuş müfredata yerli ve milli değerleri katmaya çalıştıklarını da söyledi. Bunun için verdiği örneklere (Gazali ve Mevlana) ve ifade ediş tarzına (değerlerin tespih imamesine benzetilmesi) baktığımızda kastettiğinin aslında dinsel değerler olduğunu fark ediyoruz. Bu iki husus bir araya getirildiğinde ortaya çok basit bir sonuç çıkıyor: Evrim dinsel değerlerle uyuşmadığı için müfredattan çıkarıldı.

Bu tespit bizi çetrefilli din-bilim çatışması meselesine getiriyor. Bu kısa yazıda elbette bu meseleyi bütün yönleriyle ele alamayacağız ama bazı temel saptamaları kısa başlıklar haline ifade edebiliriz.

Dinle bilim çatışma içinde olmak zorunda değil diyenlerin haklı oldukları bir nokta var: Her din bilimsel yaklaşımla ve bilimin bulgularıyla çatışma içinde değil. Fakat günümüzde var olan teist dinlerin en yaygın yorumlarının bazı bilimsel bulgu ve teorilerle ve bilimin açıklama kapsamıyla çatışma içinde olduğu inkar edilemez bir gerçek. Özel olarak önümüzdeki meseleyi ele alacak olursak, İslam dininin Türkiye’deki yaygın yorumuyla evrimsel biyolojinin bulguları ve açıklamayı hedeflediği olgular arasında bir çatışma var. Her zaman bu şekilde telaffuz edilmese de aslen bu çatışma yüzünden Türkiye’de dindar siyasetçiler ellerine fırsat geçen her durumda evrim teorisini eğitim müfredatının dışına atmaya çalışıyorlar. Bu yazıda bu çatışmanın ahlaki ve epistemolojik boyutlarının yanında psikolojik bir boyutu da olduğunu en yeni araştırma bulgularından hareketle göstermeye çalışacağız (bak. McPhetres & Nguyen, 2018).

Epistemolojik açıdan baktığımızda din ve bilimin bilgi edinmede farklı yöntemler kullandığını ve “nereden gelip nereye gidiyoruz” temalı büyük sorularda farklı sonuçlara vardığını görüyoruz. Araştırmalar bilimin bu tür nihai sorulara cevap verebilme potansiyelinin vurgulanmasının insanların gözünde otomatik olarak dinin değerini azalttığını gösteriyor (Preston & Epley, 2009). Evrim teorisinin genel olarak hayatın kökeniyle, özel olarak da insanın kökeniyle ilgili söylediklerinin dinsel hikayelerin geleneksel yorumlarıyla çatışma içinde olduğu açık. Bunla ilgili araştırmalar da evrimi kabul etmeyle dindarlık arasında ters yönlü bir ilişki olduğunu gösteriyor (Miller ve ark., 2006; Annaç & Bahçekapılı, 2012).

Diğer taraftan din ve bilim ahlak alanında da çatışma içinde olabiliyor. İnsanın doğal seçilim ve benzeri bilinçsiz süreçler sonucunda ortaya çıkmış olması ve ahlak duygusunun da bu süreçler tarafından şekillenmiş olması ahlakın geleneksel dinlerdeki temellerini geçersiz hale getiriyor. Araştırmalar dini hatırlatmanın ahlaki duyarlılığı arttırmasına paralel bir şekilde bilimi hatırlatmanın da ahlaki duyarlılığı arttırdığını gösteriyor (Ma-Kellams & Blaskovich, 2013; Yilmaz & Bahçekapili, 2015). Yani bilim ahlaki yol göstericilik bakımından da dinin bir anlamda rakibi konumuna gelmiş durumda.

Bunların yanında insanları daha çok veya daha az dindar yapan zihinsel unsurların otomatik olarak onları bilimsel düşünceye daha az veya daha çok eğilimli hale getirdiğini gösteren bulgular var. Mesela dindarlıkla zeka düzeyi arasında daha önce defalarca gösterilmiş bir negatif ilişki var: Daha zeki insanlar genellikle daha az dindar oluyorlar (Zuckerman, Silberman, & Hall, 2013). Zekanın analitik düşünme eğilimiyle yakından ilişkili olduğunu, bilimsel düşüncenin de öncelikli olarak analitik düşünce gerektirdiğini, dinin ise sezgisel düşünceyle ilişkili olduğunu göz önüne alacak olursak bilime yatkınlık artarken neden aynı zamanda dindarlığın azaldığı açıklanabilir hale gelmiş olur. Nitekim analitik düşüncenin aktive edilmesinin dinsel inançta azalmaya yol açtığı, sezgisel düşüncenin aktive edilmesinin ise dinsel inançta artışa yol açtığı deneysel olarak gösterilmiş durumda (Gervais & Norenzayan, 2012; Shenhav ve ark.,2012; ayrıca bak. Pennycook ve ark., 2016). Özel olarak evrim teorisini ele aldığımızda da analitik düşünme eğilimiyle evrimi kabul etme arasında pozitif bir ilişki olduğunu görüyoruz (Gervais, 2015). Sezgisel ve dinsel düşünmeye herkeste doğal olarak bir miktar eğilim olduğunu kabul edersek analitik düşünenlerin bu doğal eğilimleri bastırıp bilimin bazen sezgilere aykırı olabilen açıklamalarını kabul etmede daha başarılı olan insanlar olduklarını söyleyebiliriz.

Bütün bu bulgular bize önümüzdeki sorunun çözümündeki en temel adımın ne olduğuyla ilgili bir ipucu sunuyor: Analitik düşünmeyi öğretmek zorundayız. Ancak bu sayede dünyayı anlamada ve anlamlandırmada sezgisel düşüncenin ve akıl dışı dinsel yorumların boyunduruğundan çıkıp asıl güvenilir yol gösterici olan bilimsel yaklaşımı benimseyebiliriz. Ve ancak bu sayede nereden gelip nereye gittiğimiz konusunda elimizdeki en geçerli cevabı veren yaklaşım olan evrim teorisinin müfredatta hak ettiği yeri almasını sağlayabiliriz. Evrim teorisi ve bilim tek başına anlamlı bir hayat görüşü ve değerler sistemi kurmak için yeterli olmayabilir. Fakat kuracağımız değerler sisteminin bilimle çatışmaması bir ön şart. Bu sistemi kurabilecek analitik düşünebilen kuşakların nasıl yetiştirileceği önümüzdeki asıl soru.

Kaynaklar

Annaç, E., & Bahçekapılı, H. G. (2012). Understanding and acceptance of evolutionary theory among Turkish university students. Doğuş Üniversitesi Dergisi, 13, 1–11.

Dobzhansky, T. (1973). Nothing in biology makes sense except in the light of evolution. American Biology Teacher, 35, 125–129.

Gervais, W. M. (2015). Override the controversy: Analytic thinking predicts endorsement of evolution. Cognition, 142, 312–321.

Gervais, W. M., & Norenzayan, A. (2012). Analytic thinking promotes religious disbelief. Science, 336, 493–496.

Ma-Kellams, C., & Blascovich, J. (2013). Does “science” make you moral? The effects of priming science on moral judgments and behavior. PloS ONE, 8(3), e57989.

McPhetres, J., & Nguyen, T. T. (2018). Using findings from the cognitive science of religion to understand current conflicts between religious and scientific ideologies. Religion, Brain & Behavior, 8, 394–405.

Miller, J. D., Scott, E. C., & Okamoto, S. (2006). Public acceptance of evolution. Science, 313, 765–766.

Pennycook, G., Ross, R. M., Koehler, D. J., & Fugelsang, J. A. (2016). Atheists and agnostics are more reflective than religious believers: Four empirical studies and a meta-analysis. PloS ONE, 11(4): e0153039.

Preston, J., & Epley, N. (2009). Science and God: An automatic opposition between ultimate explanations. Journal of Experimental Social Psychology, 45, 238–241.

Shenhav, A., Rand, D. G., & Greene, J. D. (2012). Divine intuition: Cognitive style influences belief in God. Journal of Experimental Psychology: General, 141, 423–428.

Yilmaz, O., & Bahçekapili, H. G. (2015). When science replaces religion: Science as a secular authority bolsters moral sensitivity. PloS ONE, 10(9), e0137499.

Zuckerman, M., Silberman, J., & Hall, J. A. (2013). The relation between intelligence and religiosity: A meta-analysis and some proposed explanations. Personality and Social Psychology Review, 17, 325–354.


27.04.2015

İnsanın Evrimi ve Kuran


Rana Dajani
Nature dergisinin bu haftaki sayısında moleküler biyolog Rana Dajani’nin “Why I teach evolution to Muslim students” başlıklı kısa bir yazısı yayınlandı. Dajani Ürdün’deki Haşimi Üniversitesi’nde Müslüman öğrencilere evrim teorisini anlattığını, öğrencilerin önce evrim fikrine karşı düşmanca bir tutum sergilediğini ama dönemin sonunda çoğunun bu fikri kabul ettiğini söylüyor. Dajani’nin dediğine göre öğrenciler bu sayede kendilerine söyleneni körü körüne kabul eden değil sorgulayan ve bağımsız düşünen sorumluluk sahibi yurttaşlar haline geliyorlar.

Öğrencilerden bazıları Dajani’yi üniversite yönetimine şikayet etmiş. Fakat Dajani’nin evrimi anlatırken yararlandığı kitaplar üniversitenin önceden onayladığı kitaplarmış. Dajani üniversite yönetimini ikna ettikten sonra şikayetçi öğrencilerle de oturup uzun uzun konuşmuş. Öğrenciler genellikle diğer türlerin evrim sonucu oluştuğu fikrine sonunda ısınmışlar. Fakat insanın da evrim sonucunda oluştuğu fikri çoğu için tabuymuş. Bunun sebebi Kuran’da ilk insanın kendi başına (anne-babasız) yaratıldığının söylenmesi.

Geleneksel bir Müslümanın evrim fikrini kabul etmesinin önündeki en büyük engel gerçekten de bu: insanın da evrim sürecinin bir parçasından ibaret olması. Geleneksel Müslümanlara göre bu Kuran’da açıkça reddedilen bir fikir. Dajani ise burada doğrudan bu itiraza karşı çıkmak yerine tabiri caizse yan çiziyor. Söylediği özetle şu: Kuran doğayı gözlemeyi, doğa hakkında düşünmeyi ve bilgi edinmeyi öğütler ama Kuran bilimle ilgili bir ders kitabı değildir. Yani doğayla ilgili elde ettiğimiz sonuçları doğrulamakta ve yanlışlamakta kullanılamaz. Kuran başka konularda olduğu gibi bilimsel pratik konusunda da sadece ahlaki bir yol göstericidir. Bilimsel bir sonuçla bir Kuran yorumu arasında uyuşmazlık olursa elde ettiğimiz sonuçta da bir yanlışlık olabilir, Kuran yorumunda da.

Dajani’nin bu yazıyı neden yazdığını ve Nature’ın neden yayınladığını tahmin etmek zor değil. İslami düşünceyle bilim karşıtlığı ve tahammülsüzlük son zamanlarda bu kadar eşleşmişken Batı’ya “İslam dünyasının tamamı sandığınız gibi değil” mesajını ve Müslümanlara “modern bilimi ve özellikle evrimi İslamiyet’le uyumlu gören Müslümanlar var” mesajını vermek önemli. Fakat aynı zamanda yazıda hem kısalığından hem de pratik amaçlı olmasından kaynaklanan bir entelektüel derinlik yoksunluğu var. İlk olarak Kuran’ın doğayı bilimsel amaçlı olarak incelemeyi teşvik ettiği fikri eleştirilebilir. Nitekim Kuran’daki doğayı gözleme ve üstünde düşünme temalı ayetlerin çoğunda bundan çıkarılacak ders Allah’ın varlığının ve yüceliğinin farkına varmaktır: Gözlenecek şey zaten apaçık meydandadır ve bundan çıkarılması gereken sonuç da bellidir. Bu durumda Kuran’ın bilmediğimiz şeyleri öğrenmek için doğayı sistematik olarak incelemeyi (yani bilim yapmayı) teşvik ettiği kolay kolay söylenemez.

Daha öncelikli olan mesele ise Kuran’da yazılanlarla insanın da evrimsel sürecin ürünü olduğu fikrinin uzlaştırılması. Bu yazı bağlamında Dajani bu konuda ikna edici ve geleneksel bir Müslümanı evrim fikrine ısındırıcı nitelikte hiçbir şey söylemiyor. Bu tür bir uzlaşma gerçekten mümkün mü?

Buna evet cevabı vermeye çalışan bir başka yeni tarihli makaleye bakalım. University of California, San Diego’dan nörobilimci Adnan Majid gene bu yıl Al-Bayan dergisinde çıkan makalesinde Kuran’ın imkan verdiği yorum serbestliğinden yararlanarak Adem’in yaratılışıyla ilgili ayetleri insanın evrimleştiği fikriyle uzlaştırmaya çalışıyor.

Majid’in ilk söylediği şey Kuran’da modern bilim tarafından desteklenmeyen birçok ifade olduğu ve bunların çoğunun modern Müslümanlarca sorun olarak görülmediği. Bunların başında Meryem’in bakire doğum yapması gibi mucizeler geliyor. 19/21’de Allah için mucize yaratmanın kolay olduğunun söylenmesini Müslümanlar yeterli bir açıklama olarak görüyorlar. Benzer şekilde Kuran defalarca evrenin altı günde yaratıldığını söylese de bugün çoğu Müslüman bu ifadeleri mecazi olarak yorumluyor ve evrenin 4.5 milyar yaşında olduğunu söyleyen modern bilimle çelişkili görmüyor.

Adem’in yaratılışıyla ilgili ayetler de benzer şekillerde yorumlanarak evrim teorisiyle çelişmeyecek hale getirilebilir mi? Majid bu amaçla Adem’le ilgili Kuran kaynaklı beş iddiayı ele alıyor:

1. Kuran Adem’in topraktan yaratıldığını söyler. Bu ilk insanın evrimleşmeyip yoktan yaratıldığını gösterir.

Kuran’da Adem’in hangi maddeden yaratıldığıyla ilgili birçok ayet var. Bunlarda ana madde olarak toprak, balçık, kil gibi anlamlara gelen “turab” ve “tin” kelimeleri geçiyor. Bu ilk bakışta Adem’in başka canlılardan türemeyip yoktan yaratıldığı anlamına geliyor diye yorumlanabilir. Fakat Kuran diğer insanların yaratılmasından bahsederken de ana madde olarak gene “turab”, “tin”, “salsal” ve “arz” kelimelerini kullanıyor. Adem (ve Havva) dışındaki insanların diğer canlılardan türediği kesin olduğuna göre Kuran türemekten veya yoktan yaratılmaktan bağımsız olarak her insan için topraktan yaratılma ifadesini kullanıyor diyebiliriz. Bu da Majid’e göre Kuran’daki ifadelerin Adem’in evrimleştiği fikriyle zorunlu olarak çelişmediğini gösteriyor. Tabii burada başka bir yorum da mümkün: Bütün insanlar Adem’den türediği için bütün insanların bir anlamda Adem gibi topraktan yaratıldığı, ama sadece Adem’in yoktan yaratıldığı (ve dolayısıyla evrimleşmediği) yorumu da yapılabilir. Ama Majid’e göre bu mümkün yorumların sadece biri. Sadece Kuran’ın ne dediğiyle sınırlı kalırsak evrim fikri zorunlu olarak dışlanmıyor.

2. Kuran Adem’in anne-babasız olarak ve bir anda yaratıldığını söyler. Bu ilk insanın evrimleşmeyip yoktan yaratıldığını gösterir.

Kuran İsa’nın Adem gibi yaratıldığını söyler (3/59). Bunun geleneksel yorumu Adem’in de İsa’nın da babasız olduğudur. Fakat Majid gene bunun açıkça söylenmediğini ve tek mümkün yorumun bu olmadığını iddia ediyor. Adem’in bir anda yaratıldığı iddiasının temeli de aynı ayet (3/59). Burada Adem’in yaratılışı “Allah ol dedi ve oldu” (kun fe yekun) diye anlatılır. Fakat “kun fe yekun” ifadesi Kuran’da Allah’ın yaptığı bütün işler için kullanılır. Dolayısıyla bu ifadenin yapılan işin bir anda gerçekleştiğini belirtmesi gerekmez. Son olarak, 38/75’te Allah’ın Adem’i elleriyle yarattığı (halaktu bi yedeyye) söylenir. Majid’e göre Allah evcil hayvanları da elleriyle yarattığına göre (36/71) “elleriyle yaratma” ifadesi evrimleşmeyip yoktan yaratılma anlamına gelmek zorunda değildir.

3. Kuran Adem’in dünyada değil cennette yaratıldığını söyler. Bu, ilk insanın diğer insanlardan çok farklı bir süreçle yaratıldığını gösterir.

Adem’in cennette yaratılıp yaratılmadığı aslında geleneksel Müslümanlar arasında bile tartışmalıdır. Allah’ın meleklere Adem’i yeryüzünde halife kılacağını söylemesi (2/30) yaratılış yerinin dünya olduğunu düşündürebilir. Adem’in ve Havva’nın cennete yerleşmelerinin söylenmesi de (2/35) ilk yaratılış yerinin cennet olmadığını düşündürüyor. Ayrıca cennetin dünyada bir yer olmayıp göksel bir mekan olduğu da kesin değildir. Kuran’da cennet genel olarak ağaçlı bahçe anlamında kullanılır ve bu kullanımların bazılarında açık bir şekilde dünyadaki bahçeler kastedilir (mesela 2/265-266). Son olarak Adem ve Havva cennetten kovulduğunda kendilerine “inin” (ihbitu) denmiş ve bir süre yeryüzünde kalacakları söylenmiş olsa da (2/36-38) Majid’e göre bu inişin niteliği (gerçekten göksel bir mekandan yeryüzüne mi olduğu) kesin değildir. Bu yüzden sadece Kuran’da söylenenlerden hareketle Adem’in dünya dışı bir mekanda yaratıldığı ve dolayısıyla evrimsel sürecin dışında kaldığı sonucuna varmak mümkün değildir.

4. Kuran Havva’nın Adem’den yaratıldığını söyler. Bu en azından Havva’nın evrimsel süreç sonucunda ortaya çıkmadığını gösterir.

Kuran’da birkaç ayette Allah’ın insanları tek bir nefsten (min nefsin vahidetin) yarattığı ve ondan da eşini (minha zevceha) yarattığı söylenir (mesela 4/1). Tevrat’taki kaburga kemiğinden yaratılma ifadesi Kuran’da geçmez (Kuran’da aslında Havva ismi de geçmez). Ama Müslümanlar geleneksel olarak Kuran’daki ifadeyi Tevrat’la uyumlu olacak şekilde anlamışlardır. Oysa Majid’e göre bu gene mümkün yorumlardan sadece biri. Zemahşeri ve Razi gibi klasik dönem tefsircileri Kuran’daki ifadeyi aynı vücuttan yaratılma şeklinde değil de aynı cinsten veya aynı doğaya sahip olacak şekilde yaratılma diye anlamışlardır. Sadece Adem’in değil bütün insanların eşlerinin kendi nefslerinden (min enfusikum) yaratıldığını söyleyen ayetler (mesela 16/72) bu yorumu destekler niteliktedir. Dolayısıyla Majid’e göre Havva’nın Adem’den yaratılması ifadesi Adem’in veya Havva’nın evrimsel sürecin dışında kaldığı anlamına gelmez.

5. Kuran tek başına değil ancak hadislerle beraber yorumlanabilir ve hadisler Adem’in evrimleştiği fikriyle çelişmektedir.

Sünni Müslümanlarca sahih sayılan hadislerde kadınların “kaburga gibi” olduğu ve kaburgadan yaratıldığı söylenmektedir. Majid’e göre bu hadislerde doğrudan Adem’den ve Havva’dan bahsedilmediği için bunlardan kesin olarak geleneksel yorumu çıkarmak mümkün değildir. Gene hadislerde Adem’in cuma günü yaratıldığı söylenir. Majid’e göre bu ifade bir anda yaratılış anlamına gelmeyip yaratılış/evrim sürecinin başlangıç veya bitiş anına işaret ediyor olabilir. Son olarak hadislerde Adem’in yaklaşık 30 metre boyunda olduğu ve her geçen kuşakta insan boyunun biraz daha kısaldığı söylenir. Majid’e göre paleontolojik bulgularda 30 metre boyunda insan kalıntısına rastlanmamış olması bir sorun değildir çünkü Allah bu tür fosilleri modern insanlardan saklamış olabilir.

Sonuç olarak Majid’e göre Kuran evrenin 4.5 milyar yıl içinde yavaş yavaş oluştuğunu söylemediği gibi insanların da milyonlarca yıl süren evrimsel süreç içinde yavaş yavaş bugünkü hallerini aldığını söylemez. Fakat iki sonuç da Kuran’la kesin olarak uyuşmaz değildir. Kuran’ın amacı insanlara bilim öğretmek değil onlara yol gösterici olmaktır. Kuran metninin bize tanıdığı yorum serbestliği Kuran’ın doğrudan söylemediği şeyleri de kabul etmemizi mümkün kılmaktadır.

Majid’in tezlerinin ayrıntılı olarak değerlendirilmesi bu yazının kapsamının dışında kalıyor. Kuran’ın modern bilimle uyumu meselesini daha geniş bağlamda ele aldığımız başka bir yazıda Majid’in tezlerine de değinebiliriz. Fakat konuyla ilgili önceden fikri olmayan birçok okuyucunun edineceği ilk izlenimi hiç saklamadan söyleyebiliriz: Majid’in genel argümanı birçok açıdan eleştiriye açık ve bazı iddiaları gülünçlük derecesinde zayıf. Makale Kuran’ın modern bilimle çeliştiğini düşünen Müslüman olmayan birini de, evrimin Kuran’a uymadığını düşünen geleneksel bir Müslümanı da ikna edici nitelikte değil. Kuran-evrim uyumu tezini savunanların ortaya koyabildiği en güçlü argüman buysa Rana Dajani gibi iyi niyetli Müslüman eğitimcilerin işinin hiç kolay olmadığını söyleyebiliriz.


Kaynaklar

Dajani, R. (2015). Why I teach evolution to Muslim students. Nature, 520, 409.
  
Majid, D. S. A. (2015). Qur’anic interpretive latitude and human evolution: A case study. Al-Bayan: Journal of Qur’an and Hadith Studies, 12, 95-114.

7.02.2011

“İran mı Oluyoruz” Yanlış Soru mu?

  
Geçen yılın Şubat ayında İsrail Eğitim Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili evrim karşıtı açıklamalar yapınca ülkenin bilim adamlarının ve eğitimcilerinin tepkisini çekmişti. Yetkili özellikle ders kitaplarında insanların maymundan geldiği fikrinin dile getirilmesinden duyduğu rahatsızlığı belirtmiş, bu konuda farklı görüşler olduğunu, evrim teorisini kabul etmeyen çok kişi olduğunu ve bakanlık olarak ders kitaplarını bu açıdan gözden geçireceklerini söylemişti. İsrail’in önde gelen bilim adamlarından jeolog Yehoşua Kolodny’nin buna gösterdiği tepki ilginçti: “İran’la savaşmamıza gerek kalmadı; biz İran olduk bile!”

Kolodny’nin ima ettiği şey açık: Bilim eğitimine bu tür bir dinsel temelli müdahale ancak İran gibi teokratik ve otoriter bir ülkede olabilir. Ama gerçekten öyle mi acaba? İran’da ve Orta Doğu’nun geri kalanında bilim eğitiminde evrim teorisinin ve yaratılışçılığın yeri nedir? Evolution dergisinin Ocak 2011 sayısında biyolog ve Orta Doğu uzmanı Elise Burton bu soruya cevap veren bir makale yayınladı. Vardığı sonuçlar çok şaşırtıcı.

Burton makalede öncelikli olarak İran’da ilk ve orta öğretimde okutulan ders kitaplarında evrimle ilgili konuların nasıl geçtiğinden bahsediyor. Mesela devletin hazırladığı ve 5. sınıfta zorunlu olarak okutulan fen kitabında Kuran’da yer alan yaratılış hikayesi değil, modern bilimde kabul edilen fikirler anlatılıyor: dünyanın milyarlarca yıl önce oluştuğu, hayatın denizde başladığı, kıtaların zaman içinde yer değiştirerek bugünkü halini aldığı, vs. 8. sınıf fen kitabında ise tarihsel bağlamı içinde doğrudan evrim teorisinden bahsediliyor: Darwin’in doğal seçilimle ilgili gözlemleri, Lamarck’ın fikirlerinin reddedilmesi, genetik mutasyonların keşfi, vs. Ardından evrimi destekleyen veriler olarak karşılaştırmalı embriyolojiden ve homolog yapılardan bahsediliyor. Belki en ilginci de kitapta evrimi destekleyen geçiş formlarının var olduğunun söylenmesi ve buna örnek olarak sürüngen özelliklerine sahip bir kuş olan Archaeopteryx fosilinin gösterilmesi. 12. sınıf (yani lise son) biyoloji ders kitabında da evrimden ve popülasyon genetiğinden birkaç ünitede bahsediliyor. Bilimsel verilerin yanında Darwin de genellikle olumlu bir tarzda tanıtılıyor ve dinsel tepkilerden çekindiği için görüşlerini uzun bir süre yayınlamadığı söyleniyor. Ayrıca kitapta Darwin’in modern bilime etkisi ve onun başlattığı araştırma programını devam ettiren Batılı çağdaş bilim adamları anlatılıyor.

Sonuç olarak İran’daki bilim eğitimi İsrail’de Kolodny’nin (ve Türkiye’de çoğumuzun) zannettiği gibi yaratılışçılıkla ve dinsel dogmalarla çarpıtılmış bir eğitim değil. Öyle görünüyor ki özellikle evrim teorisi eğitimi teokratik İran’da değil asıl laik İsrail’de ve Türkiye’de daha büyük bir tehdit altında. Burton buradan “İslam dünyası” denen şeyin kendi içinde farklılık göstermeyen tek bir bütün olmadığı, her İslam ülkesindeki eğitimin kendine özgü tarihsel ve siyasi şartlara göre şekillendiği ve her ülkenin kendi başına incelenmesi gerektiği sonucuna varıyor. Herhalde bize düşen de “Bilim eğitiminde İran’ın seviyesine nasıl ulaşabiliriz?” diye düşünmeye başlamak.

Burton, E. K. (2011). Evolution and creationism in Middle Eastern education: A new perspective. Evolution, 65, 301-304.

18.08.2010

Türkiye’de Üniversite Öğrencilerinin Evrim Teorisini Anlama ve Kabul Etme Düzeyi

 
Evrim sürecini anlama ve kabul etme arasındaki ilişki, bu konuya ilgi duyan insanlar arasında ister istemez bir merak duygusu uyandırıyor. Bitirme tezi aşamasına gelmeden önce de evrimsel konular hakkında konuştuğumuz tartışma grubunda geçen “acaba Türkiye’de durum nasıl?” sorusu beni bu araştırmayı yapmaya yönlendirdi. Hocam Hasan Bahçekapılı’nın yönlendirmesiyle ve literatür araştırması sonucunda evrim teorisini anlamaya ve kabul etmeye etki edecek değişkenleri saptamaya giriştim.

Önceden yapılan bazı araştırmalar evrimi anlama ve kabul etme arasında anlamlı bir ilişki bulmamıştır (örneğin Lombrozo ve ark., 2008). Bununla birlikte başka etkenlerin kabul etme açısından önemli olduğu bulunmuştur. Bunların arasında yaş, cinsiyet, biyoloji ve evrim bilgisi, kişinin anne babasının eğitim düzeyi, dini ve politik görüş, bilimin doğasını anlamış olma gibi etkenler bulunmaktadır (Lombrozo, 2008; Miller ve ark., 2006; Apaydın ve Sürmeli, 2009).

Bu tez çalışması Türkiye’deki üniversite öğrencilerinin evrimi anlama ve kabul etme düzeyine bakmayı hedeflemekle beraber önceki araştırmalardan yola çıkarak evrimi kabul etmeyi etkileyen diğer faktörler ile bu düzey arasındaki ilişkiye de bakmayı amaçlamıştır.

Araştırmanın prosedürü, önceki çalışmalarda kullanılan ölçeklerden seçilerek hazırlanmıştır. Demografik veriler ile beraber 5 ölçek (Lombrozo, 2008; Stanovich, 2008) ve 1 envanter (Anderson et al, 2002) kullanılarak anket şeklinde öğrencilere dağıtılmıştır. Katılımcılar 1. ve 2. sınıf Psikoloji öğrencilerinden seçilmiştir. Demografik soru formu; yaş, cinsiyet, en uzun yaşanan şehir, ebeveynlerin eğitim düzeyi, politik görüş, biyoloji eğitimi alıp almadıkları ve biyoloji eğitimi aldılarsa bu eğitim sırasında evrim hakkında eğitim alıp almadıklarının sorulduğu bağımsız değişkenlerden oluşmaktadır. Kullanılan ölçekler; evrimi kabul etme, bilime karşı tutum, bilimin doğasını anlama, dindarlık ve rasyonalite ölçekleridir. Ölçekler, ‘kesinlikle katılmıyorum’dan ‘kesinlikle katılıyorum’a, 5 noktalı Likert tipi olarak kullanılmıştır. 

Doğal seçilim evrimin en kritik süreci olmakla beraber bu kavramın hemen kavranması kolay değildir. Biyoloji bilgisine güvenen birçok kişi bile doğal seçilim sürecini anlamada zorluk çekebilir. 1. ve 2. sınıf Psikoloji öğrencilerini seçerken çalışacağımız grubun çoğunun biyoloji eğitimi almış olduklarını öngördük. Asıl ilgilendiğimiz soru şuydu: Öğrencilerin evrimi, özel olarak da doğal seçilim sürecini, kabul edip etmemeleri anlama düzeylerine bağlı mı?  Bu amaçla öncelikle katılımcılara Doğal Seçilim Kavramları Envanteri’ni verdik. Bu envanter Anderson ve ark. (2002) tarafından öğrencilerin doğal seçilim sürecini anlayıp anlamadıklarını saptamak amacıyla hazırlanmıştır. Envanterin hakkında bilgi için:


Bulgular, önceki araştırmalarda olduğu gibi, evrimi anlama ve kabul etme arasında anlamlı bir korelasyon olmadığını gösterdi. Yani bulduğumuz sonuca göre doğal seçilim sürecini anlıyor ya da anlamıyor olmak evrim teorisine olan tutumumuzu etkilemiyor. Ancak envantere verilen cevapları incelediğimizde puanların ve dolayısıyla varyasyonun çok düşük olduğunu gördük. Varyasyonun düşük olması da böyle bir sonuç elde etmemizin bir sebebi olabilir. Bu yüzden belki de asıl çıkarılması gereken sonuç evrimi kabul edenlerin de etmeyenlerin de doğal seçilimi anlama düzeyinin çok düşük olduğu. 

Demografik veriler ile evrimi kabul etme arasındaki ilişkiye baktığımızda, yaş, cinsiyet, en uzun yaşanan şehir (İstanbul ve İstanbul dışı), biyoloji eğitimi ve evrim bilgisi ile kabul etme arasında anlamlı bir ilişki olmadığını gördük. Anne-baba eğitim düzeyine baktığımızda (lise öncesi eğitim, lise eğitimi ve lise üstü eğitim) çıkan sonuçlar kabul etme ile anlamlı bir ilişki göstermiştir. Yani anne-baba eğitimi arttıkça, öğrencilerin evrim teorisine olan olumlu tutumları da artmaktadır. Politik görüşün kabul etme ile olan ilişkisi de anlamlıdır: Sol görüşe eğilimi olan öğrencilerin evrim teorisine karşı daha olumlu tutumları olduğu görülmüştür.

Kullandığımız ölçeklerin kabul etme ile olan ilişkisine baktığımızda, Lombrozo ve arkadaşlarının 2008 araştırmasından farklı olarak, bilimin doğasını anlama ile evrimi kabul etme arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ayrıca bilimin doğasını anlama ölçeği ile doğal seçilim kavramları envanterinin sonuçları yine anlamlı bir ilişki göstermemiştir.
İstatistiksel analiz, bilime karşı tutum ölçeğiyle kabul etme arasında anlamlı bir ilişki göstermiştir: Beklenebileceği gibi bilime karşı olumlu tutuma sahip katılımcıların evrimi kabul düzeyleri de daha yüksekti. Önceki çalışmalarda olduğu gibi, dindarlıkla evrimi kabul etmenin negatif korelasyon göstereceğini bekliyorduk. Çıkan sonuçlar da bu öngörüyü desteklemekle kalmamış, oldukça yüksek bir korelasyon oranı göstermiştir. Dindarlığın doğal seçilim sürecini anlama ile olan ilişkisine baktığımızda anlamlı bir ilişki bulamadık. Bunu gene anlama düzeyini ölçen envanter puanlarının çok düşük olmasına bağlayabiliriz. Rasyonalite ölçeğini, rasyonel düşünme eğilimi ile kabul etme arasında bir ilişki olup olmadığını anlamak amacı ile araştırmaya dâhil etmiştik. Ancak rasyonalite ölçeği ile evrimi kabul etme ölçeğini karşılaştırdığımızda anlamlı bir ilişki olmadığını gördük.

Elde ettiğimiz sonuçlar doğrultusunda, evrim sürecini anlıyor ya da anlamıyor olmanın evrimi kabul etme ile bir ilişkisi olmadığını söyleyebiliriz. Nitelikli ebeveyn eğitimi, bilime karşı tutumumuzun olumlu olması ve politik olarak sol görüşe yakın olmak evrimi kabul etmeyi ne kadar olumlu yönde etkiliyorsa dindarlık da o kadar olumsuz yönde etkiliyor diyebiliriz.

Bu araştırma sürecinde elde ettiğim deneyime dayanarak söyleyebilirim ki, Türkiye’de evrimi anlama ve kabul etme ile ilgili yapılan araştırmalar literatürüne ufak bir katkıda bulunduk çünkü Türkiye’de bu başlık altında yapılmış çok az araştırma mevcuttur ve bu araştırma, bu konuya ilgisi olan üniversite öğrencilerine yol gösterebilecek niteliktedir. Ayrıca tez çalışmamız diğer ülkelerden toplanan veriler ile zenginleştirilebilir, kültürler arası benzerlikler ve farklılıklar incelenebilir.

Efsun Annaç

Kaynaklar

Anderson, D.L., Fisher, K.M., & Norman, G.J. (2002). Development and evaluation of the conceptual      
            inventory of natural selection. Journal of Research in Science Teaching, 39, 952-978.
Apaydın, Z., & Sürmeli, H. (2009). Üniversite öğrencilerinin evrim teorisine yönelik tutumları. İlköğretim                   Online, 8, 820-842.
Bloom, P., & Weisberg, D.S. (2007). Childhood origins of adult resistance to science. Science, 316, 996.
Lombrozo, T., Thanukos, A.,& Weisberg, M. (2008). The importance of understanding the nature of science for accepting evolution. Evolution: Education and Outreach, 1, 290-298.
Miller, J.D., Scott, E.C., & Okatomo, S. (2006). Public acceptance of evolution. Science, 313 (5788), 765–766.
Stanovich, K. E. (2008). Higher-order preferences and the Master Rationality Motive. Thinking & Reasoning, 14, 111-127.

9.11.2009

Doğal Seçilim Kavramları Envanterinin Tercümesi


Anderson, D.L., Fisher, K.M., & Norman, G.J. (2002). Development and Evaluation of the
Conceptual Inventory of Natural Selection. Journal of Research in Science Teaching, 39, 952-978.


Bu sorulara vereceğiniz cevaplar doğal seçilim teorisini ne kadar anladığınızı ölçmeye yarayacak.
Lütfen her soru için bir biyoloğun vereceğini düşündüğünüz en uygun cevabı işaretleyin.
________________________________________________________________
Galapagos ispinozları
Bilim adamları uzun süredir Galapagos Adaları’ndaki 14 ispinoz türünün adalara beş milyon yıl kadar önce göç etmiş tek bir ispinoz türünden evrimleştiğini düşünüyorlar (Lack, 1940). Son DNA analizleri bütün Galapagos ispinozlarının ötleğen kuşundan evrimleştiği sonucunu destekliyor (Grant, Grant & Petren, 2001; Petren, Grant & Grant, 1999). Değişik türler değişik adalarda yaşamaktadırlar. Mesela orta büyüklükteki yer ispinozuyla kaktüs ispinozu aynı adada yaşarken iri kaktüs ispinozu ise başka bir adada yaşar. İspinozlar arasındaki temel farklardan biri şekilde görüldüğü gibi gaga büyüklüğü ve şekliyle ilgilidir.




_______________________________________________________________
Bir evrimsel biyoloğun vereceği en uygun cevabı seçin.

1.Üremeye hazır bir çift ispinoz bütün bireylerin hayatta kalacağı ideal şartlarda (kendilerini
    avlayacak hayvanlar olmadığında ve sınırsız yiyecek olduğunda) bir adaya bırakılırsa ne
    olur? Yeteri kadar zaman geçtiğinde,
a. ispinoz popülasyonun büyüklüğü fazla artmaz çünkü kuşlar ancak kendi yerlerini alacak sayıda yavru sahibi olabilirler..
b. ispinoz popülasyonu önce iki katına çıkar, sonra sabit kalır.
c. ispinoz popülasyonunun büyüklüğü sınırsızca artar..
d. ispinoz popülasyonu önce yavaşça büyür, sonra sabitlenir.

2. Galapagos Adaları’ndaki ispinozların yemek yemeğe ve su içmeğe ihtiyaçları vardır.
a. Yemek ve su az olduğunda bazı kuşlar hayatta kalmaya yetecek kadarını elde edemeyebilirler.
b. Yemek ve su sınırlı olduğunda ispinozlar her zaman başka yiyecek kaynakları bulabilirler, dolayısıyla her zaman yetecek kadarı vardır.
c. Yemek ve su az olduğunda ispinozlar daha az yiyip içerler, dolayısıyla bütün kuşlar hayatta kalabilirler.
d. Galapagos Adaları’nda kuşların ihtiyaçlarını karşılayacak yemek ve su her zaman vardır.

3. Bir ispinoz popülasyonu bir adada değişmeyen bir çevrede uzun yıllar yaşadıktan sonra,
a. popülasyon hızla büyümeye devam eder.
b. dalgalanmalar olsa da popülasyon nispeten sabit kalır.
c. popülasyon her yıl büyük azalmalar ve çoğalmalar gösterir.
d. popülasyon büyüklüğü düzenli bir şekilde azalır.

4. İspinoz popülasyonunda zaman içinde yavaş yavaş oluşan ana değişiklikler nelerdir?
a. Popülasyon içindeki her ispinozun özellikleri yavaş yavaş değişir.
b. Popülasyon içinde değişik özelliklere sahip ispinozların oranı değişir.
c. İspinozların öğrenme yoluyla kazandığı başarılı davranışlar yavrulara aktarılır.
d. Çevre değiştikçe ispinozların ihtiyaçlarını karşılayacak mutasyonlar olur.

5. Gagalarının büyüklüğüne ve şekline bağlı olarak bazı ispinozlar çiçeklerden özsu alırlar,
    bazıları ağaç kabuklarındaki kurtçukları yerler, bazıları ufak tohumları yerler, bazıları
    da büyük cevizleri yerler. Aşağıdaki ifadelerden hangisi ispinozlarla yiyecekler
    arasındaki etkileşimi en doğru şekilde yansıtmaktadır?
a. Adadaki ispinozların çoğu yiyecek bulmak için işbirliği yaparlar ve bulduklarını paylaşırlar.
b. Bir adadaki ispinozların çoğu birbirleriyle kavga eder ve fiziksel olarak en güçlü olanlar kazanır.
c. Bütün ispinozların ihtiyaçlarını karşılayacak kadar yiyecek vardır ve bu yüzden yiyecek için mücadele etmeleri gerekmez.
d. İspinolar genellikle aynı tür yiyeceği yiyen benzer ispinozlarla rekabet ederler ve
bazıları yiyecek bulamadığı için ölür.

6. Galapagos ispinozlarında farklı gaga tipleri ilk olarak nasıl ortaya çıkmıştır?
a. Gaga büyüklüğünde ve şeklinde değişiklik ispinoların hayatta kalabilmek için değişik tür yiyecekler yemesi gerektiği için ortaya çıktı.
b. İspinozların gagalarındaki değişiklikler şans eseri ortaya çıktı, daha sonra gaga yapısıyla var olan yiyecekler arasında uyum olan kuşlar daha fazla yavruya sahip oldular.
c. İspinozların gagalarındaki değişiklikler çevre şartlarının gerekli genetik değişiklikleri yaratması sonucu ortaya çıktı.
d. İspinozların gagaları büyüklük ve şekil olarak her geçen nesil bir parça daha değişti, bu sayede bazıları giderek daha küçük bazıları giderek daha büyük hale geldi.

7. Ne tür çeşitlilik yavrulara aktarılır?
a. İspinozun hayatı boyunca öğrendiği her tür davranış.
b. Sadece ispinozun hayatında yararlı olmuş özellikler.
c. Genetik temelli bütün özellikler.
d. İspinozun hayatı boyunca çevreden olumlu yönde etkilenmiş bütün özellikler.

8. Değişik gaga şekline ve büyüklüğüne sahip ispinoz popülasyonlarının değişik adalara  
    dağılmış farklı türlere dönüşmesini sağlayan nedir?
a. İspinozlar çeşit çeşitti ve özellikleri her bir adadaki yiyecek türüne en uygun olan ispinozlar üremeyi en iyi başaranlar oldu.
b. Bütün ispinozlar esasen benzerdir ve ortada gerçekten 14 ayrı tür yoktur.
c. Değişik adalarda değişik yiyecek türleri vardır ve bu yüzden her bir adadaki ispinozlar yavaş yavaş ihtiyaç duydukları türden gagalara sahip olmuşlardır.

d. Değişik ispinoz soyları değişik gaga türleri geliştirdiler çünkü adalarda var olan yiyecekleri elde edebilmek için bu gerekiyordu.

____________________________________________________________

Venezüella lepistesleri
Lepistesler Venezüella’da akarsularda bulunan küçük balıklardır. Erkek lepistesler parlak renklidirler ve siyah, kırmızı, mavi ve rengi değişen benekleri vardır.  Erkekler aşırı parlak renkli olamazlar çünkü aksi halde kendilerini avlayan hayvanlar tarafından kolayca görülürler ve yenirler. Ama tamamen mat renkli olurlarsa da dişiler başka erkekleri seçerler. Doğal seçilim ve cinsel seçilim parlaklık düzeyini ters yönlere çeker. Bir akarsuda avcı hayvanların olmadığı bir ortamda yaşayan bir lepistes popülasyonunda parlak renkli erkeklerin oranı artar. Akarsuya birkaç saldırgan avcı eklenirse parlak renkli erkeklerin oranı yaklaşık beş ay (3-4 kuşak) içinde azalır. Avcıların varlığının lepistes rengi üzerindeki etkisi yapay göletlerde ve doğal akarsularda avcıların olmadığı, avcıların nispeten az saldırgan olduğu, ve avcıların çok saldırgan olduğu durumlarda deneysel olarak incelenmiştir (Endler, 1980).
___________________________________________________________
Bir evrimsel biyoloğun vereceği en uygun cevabı seçin.

9. Tipik bir doğal lepistes popülasyonu yüzlerce lepistesten oluşur. Aşağıdaki ifadelerden
    hangisi yalıtılmış bir popülasyondaki tek bir türe ait lepistesleri en iyi şekilde tanımlar?
a. Lepistesler tamamıyla aynı özellikleri paylaşırlar ve birbirlerini aynısıdırlar.
b. Lepistesler türlerinin bütün temel özelliklerini paylaşırlar; sahip oldukları küçük çeşitlilikler hayatta kalıp kalmamayı etkilemez.
c. Lepistesler iç mekanizmaları açısından birbirlerinin aynısıdır, fakat görünüşlerinde birbirlerinden çok farklıdır.
d. Lepistesler bir çok temel özelliği paylaşırlar, fakat aynı zamanda birçok özellik bakımından farklılık gösterirler.

10. Uyumluluk (fitness) terimi evrimsel biyologlar tarafından organizmaların evrimsel
      başarısını betimlemek için kullanılır. Bir biyolog bir grup lepistes arasından hangisinin en
      uyumlu olduğuna karar verirken aşağıdakilerden hangisini en önemli özellik olarak
      değerlendirir?
a. büyük bir bedene ve avcılardan çabuk kaçabilme yeteneğine sahip olmak
b. yiyecek için mücadele etmede en üst düzey yeteneğe sahip olmak
c. üreme çağına kadar hayatta kalabilmiş yavrulara sahip olmak
d. farklı dişilerle çok sayıda çiftleşmek

11. Bol yemek ve geniş mekanın bulunduğu ve avcıların olmadığı ideal şartlar altında
      çiftleşen bir çift lepistesin büyük bir göle yerleştirilmesi neye yol açar?
a. Lepistesler popülasyonun takviyesi için ihtiyaç duyulan miktar kadar yavruya sahip olacağı için lepistes popülasyonu yavaşça büyüyecektir.
b. Lepistes popülasyonu başta yavaşça büyüyecek, sonra büyümesi hızlanacak ve en sonunda binlerce lepistes gölü dolduracaktır.
c. Lepistes popülasyonu hiçbir zaman çok büyük olamayacaktır çünkü sadece böcekler ve bakteriler gibi organizmalar bu biçimde ürerler.
d. Lepistes popülasyonu zaman içinde yavaşça büyümeye devam edecektir.

12. Bir lepistes popülasyonu birkaç yıldır gerçek (ideal olmayan) bir gölde yaşamakta ve bu
      gölde lepisteslerin avcılarının da dahil olduğu diğer organizmalar bulunmaktadır. Buna
      göre lepites popülasyonuna aşağıdakilerden hangisinin olması daha olasıdır?
a. Lepistes popülasyonu aynı büyüklükte kalacaktır.
b. Lepistes popülasyonu hızla büyümeye devam edecektir.
c. Lepistes popülasyonu hiçbir lepistes kalmayıncaya kadar yavaşça azalacaktır.
d. Bu durumda kesin birşey söylemek mümkün değildir çünkü popülasyonlar kurallara bağlı olarak değişmezler.

13. Lepistes popülasyonlarında zaman içinde yavaşça oluşan temel değişimler nelerdir?
a. Popülasyondaki her bir lepistesin özellikleri yavaş yavaş değişir.
b. Popülasyonda farklı özelliklere sahip lepisteslerin oranları değişir.
c. Bazı lepistesler tarafından öğrenilen başarılı davranışlar sonraki kuşaklara aktarılır.
d. Çevre değiştikçe lepisteslerin ihtiyaçlarını karşılayacak mutasyonlar ortaya çıkar.

_________________________________________________________________


Kanarya Adaları Kertenkeleleri
Kanarya Adaları Afrika kıtasının batısındaki yedi adadan oluşur. Adalar yavaş yavaş bitkiler, kertenkeleler, kuşlar gibi canlılar tarafından işgal edilmiştir. Adalarda bulunan üç ayrı tür kertenkele Afrika kıtasında bulunan bir türe oldukça benzemektedir (Thorpe & Brown, 1989). Bu yüzden bilim adamları kertenkelelerin Afrika’dan Kanarya Adaları’na denizde yüzen ağaç gövdelerinin üstünde seyahat ederek geldiğini düşünmektedirler.
________________________________________________________________
Bir evrimsel biyoloğun vereceği en uygun cevabı seçin.

14. Kertenkeleler çeşitli böcekleri ve bitkileri yerler. Aşağıdaki ifadelerden hangisi Kanarya
      Adaları’ndaki kertenkeleler için yiyecek ulaşılabilirliğini en iyi betimler?
a. Yiyecek bulmak sorun değildir çünkü her zaman yeterli miktarda yiyecek vardır.
b. Kertenkeleler değişik tür yiyecekler yedikleri için her zaman bütün kertenkeler için yeterli yiyecek bulunması yüksek ihtimaldir.
c. Kertenkeleler az bir yiyecekle de yaşayabilirler, bu yüzden yiyecek miktarı sorun olmaz.
d. Muhtemelen bazı zamanlar kertenkeleler için yeterli yiyecek varken bazı zamanlar yoktur.


15. Ulaşılabilir yiyecek sınırlı olduğunda belli bir türün kertenkeleleri arasında muhtemelen
      aşağıdakilerden hangisi olur?
a. Kertenkeleler yiyecek bulmak için işbirliği yaparlar ve bulduklarını paylaşırlar.
b. Kertenkeleler yiyecek bulmak için birbirleriyle mücadele ederler ve en güçlüler daha zayıf olanları öldürürler.
c. Kertenkelelerin yeni tür yiyecekler yiyebilmelerini sağlayacak genetik değişiklikler oluşur.
d. Yiyecek bulma mücadelesinde en az başarılı olan kertenkeleler yetersiz beslenme yüzünden ölürler.

16. Yerleşik bir kertenkele popülasyonu yüzlerce kertenkeleden oluşur. Bir ada üstündeki
      kertenkele popülasyonunda bütün kertenkeleler
a. birbirinden farksızdır çünkü yalıtılmış popülasyonlarda bütün bireyler diğer bireylerle çiftleşebilir.
b. iç özellikleri bakımından aynıdır ama dış özellikleri bakımından farklılık gösterirler.
c. benzerdir ama hem iç hem dış özellikleri bakımından farklılık gösterirler.
d. dışarıdan bakıldığında aynıdır ama iç özellikleri bakımından farklıdırlar.

17. Aşağıdaki ifadelerden hangisi biyolojik özelliklerin kertenkele yavrularına nasıl
      aktarılacağını en iyi betimler?
a. Anne-baba kertenkeleler özel bir tür böceği yakalamayı öğrenince yavrularına da bu yakalama becerisi aktarılabilir.
b. Anne-baba kertenkeleler sürekli av yakalama sonucu daha güçlü pençelere sahip olduklarında bu özellik yavrularına da aktarılabilir.
c. Yiyeceğe kolay ulaşabildikleri için anne-baba kertenkelelerin pençeleri yeteri kadar gelişmezse yavrulara da gelişmemiş pençe özelliği aktarılabilir.
d. Anne-babadan biri pençelerinden birinde altı parmakla doğarsa bu özellik yavrularına da aktarılabilir.

18. Uyumluluk (fitness) terimi evrimsel biyologlar tarafından organizmaların evrimsel başarısını betimlemek için kullanılır. Aşağıda dört dişi kertenkele tanıtılmıştır. Bir biyolog açısından en iyi uyum sağlamış kertenkele bunlardan hangisidir?



Kertenkele A
Kertenkele B
Kertenkele C
Kertenkele D
Vücut uzunluğu
      20 cm
      12 cm
      10 cm
      15 cm
Yetişkinliğe ulaşan yavru sayısı

         19

         28

         22

        26
Öldüğü zamanki yaşı
       4 yıl

       5 yıl

       4 yıl

       6 yıl

Yorumlar

Çok sağlıklı, güçlü ve zeki
Birçok kertenkeleyle çiftleşti
Koyu renkli ve çok süratli
En geniş alana sahip kertenkele

            a. Kertenkele A
            b. Kertenkele B
            c. Kertenkele C
            d. Kertenkele D

19. Doğal seçilim teorisine göre üç kertenkele türünde görülen vücut büyüklüğü farklılıkları
      nereden kaynaklanmıştır?
a. Kertenkelelerin hayatta kalabilmeleri için değişmeleri gerekiyordu, bu yüzden yararlı yeni özellikler ortaya çıktı.
b. Kertenkeleler farklı büyüklüklere sahip olmak istedi, bu yüzden popülasyonda zaman içinde yararlı yeni özellikler ortaya çıktı.
c. Rastlantısal genetik değişiklikler ve genetik rekombinasyon beraberce çeşitliliği ortaya çıkardı.
d. Adada var olan çevre kertenkelelerde genetik değişiklikler ortaya çıkardı..

20. Bir türün zaman içinde üç farklı türe dönüşmesine ne sebep olmuş olabilir?
a. Kertenkele grupları farklı adalarda farklı çevre şartlarıyla karşılaştılar, bu yüzden hayatta kalabilmek için değişik özelliklere sahip yeni türlere dönüşmeleri gerekti.
b. Kertenkele grupları coğrafi olarak diğer gruplardan yalıtılmış duruma geldi ve rastlantısal genetik değişiklikler bu kertenkele popülasyonlarında zaman içinde birikti.
c. Küçük farklılıklar olsa da bütün kertenkeleler esasen benzerdir ve hepsi aynı türün üyeleridir.
d. Hayatta kalabilmek için farklı kertenkele gruplarının farklı adalara uyum sağlaması gerekti, bu yüzden her bir gruptaki bütün organizmalar yavaş yavaş yeni bir kertenkele türü haline gelecek şekilde evrimleşti.


Envanterle ilgili daha fazla bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz:

http://insandogasi.blogspot.com/2009/09/dogal-secilim-kavramlar-envanteri.html


4.09.2009

Doğal Seçilim Kavramları Envanteri



Doğal seçilim evrimsel değişikliği ortaya çıkaran en önemli mekanizma. Canlıların ortak bir atadan türeyip ayrıştığı fikriyle beraber Darwin’in biyolojiye en önemli iki katkısından biri. Buna rağmen doğal seçilim bir temel biyoloji dersi alan üniversite öğrencilerinin bile kafalarına kolayca oturan bir kavram değil. Bunun başlıca sebebi öğrencilerin derse gelirken kafalarında evrimin işleyişiyle ilgili faklı anlayışlar olması. Bu farklı (ve yanlış) anlayışların üzerine doğrudan gidilmediği ve doğal seçilimin kafalarındakinden farklı bir süreç olduğu özel olarak vurgulanmadığı zaman ders almış olmak hatalı kavramsallaştırmaların giderilmesini sağlamıyor.

İşte bu sebeple San Diego State University’den üç eğitim araştırmacısı 2002 yılında Doğal Seçilim Kavramları Envanteri adında bir test yayınladılar:

Testin amacı doğal seçilim mekanizmasının öğrenciler arasındaki anlaşılma düzeyini ölçerek öğretmenlere hangi yanlış kavramsallaştırmaların üzerine özel olarak gitmeleri gerektiğini göstermek. Test 20 sorudan oluşuyor ve sorular gerçek araştırma sonuçlarına dayanıyor. Çeldirici olarak öğrencilerin sahip olduğu bilinen tipik yanlış görüşler kullanılmış. Testteki sorular 10 temel kavramı ölçmeye yönelik:

1) Bütün türlere mensup organizmalarda popülasyon büyüklüğünü hızla arttıracak üreme potansiyeli vardır.
2) Buna rağmen birçok popülasyon sabit bir büyüklüğe sahiptir.
3) Kaynakların sınırlı olması yüzünden türün içindeki organizmalar arasında rekabet vardır.
4) Bazı organizmalar hayatta kalmayı başaramaz.
5) Bir tür içindeki organizmalarda kalıtımsal temeli olan özellikler bakımından çeşitlilik vardır.
6) Bu çeşitlilik mutasyonlardan ve genetik rekombinasyondan kaynaklanır.
7) Çeşitlilik ebeveynden yavruya kalıtım yoluyla aktarılır.
8) Bu yavrulardan çevreye daha iyi uyum sağlayanlar daha fazla ürer.
9) Farklı özelliklere sahip organizmaların farklı üreme başarıları yüzünden popülasyon içindeki genetik tip (alel) sıklıkları kuşaklar boyunca değişir.
10) Bir türe ait iki popülasyon birbirinden uzun süre ayrı kalır ve arada çiftleşme olmazsa popülasyonlar iki ayrı tür haline gelecek kadar farklılaşabilir.

Testin orijinal sorularına şu sayfadan ulaşılabilir:

Testin Türkçe tercümesine şu sayfadan ulaşılabilir:

http://insandogasi.blogspot.com/2009/11/dogal-secilim-kavramlar-envanteri.html

16.04.2009

Amacımız

 
Modern evrim teorisi biyolojik bilimlerin temel taşı konumunda olan ve bilim dünyasında yaygın olarak kabul edilen bir teori. Buna rağmen halk arasında tanınma ve kabul edilme oranı oldukça düşük. Bu özellikle Türkiye için böyle. Teorinin insanın günlük hayatıyla ilgili olabileceğini düşünenlerin oranı ise daha da düşük. Oysa özellikle son 40 yıldır organizmaların sosyal davranışlarının nasıl ortaya çıkabileceğinin açıklanmasında yoğun olarak evrimsel analizler kullanılıyor ve diğer organizmalar gibi insanın davranışının ve sosyal hayatının açıklanmasında da evrim teorisi önemli bir rol oynuyor. Kısacası evrim teorisinin bugün geldiği noktayla teorinin halk arasında tanınma şekli arasında büyük bir uçurum var.
  
Bu sebeple Charles Darwin'in doğumunun 200., doğal seçilim yoluyla evrim görüşünü ortaya attığı Türlerin Kökeni kitabının basılışının 150. yıldönümü olan 2009 yılında “İnsan Doğası ve Evrim” başlıklı bu Web sitesini kurmaya karar verdik. En genel anlamda amacımız kamunun bilimsel okuryazarlık düzeyinin artmasına katkıda bulunmak. Daha özel olarak bu özel yıldan başlayarak evrim teorisini herkesin anlayabileceği şekilde tanıtmayı, açıklayıcı potansiyelini ve uygulama alanları açısından önemini vurgulamayı amaçlıyoruz. Daha da özel olarak amacımız evrimsel yaklaşımın sadece milyonlarca yıl önce olup bitmiş olaylarla ve basit düzeydeki biyolojik süreçlerle ilgili konularda değil, günlük hayatta iç içe olduğumuz, insanı insan yaptığını düşündüğümüz, kısaca “insan doğası” dediğimiz konularda da açıklama potansiyeline sahip olduğunu göstermek. 
  
İnsan doğasının evrim teorisine dayalı bir çerçeve içinde biyoloji, psikoloji, antropoloji gibi disiplinlerin bulgularından yararlanarak incelenebileceği kabulünden yola çıkıyoruz. Ele alacağımız konuların içine işbirliği, rekabet, saldırganlık, dil, din, ahlak, kültür, eş seçimi, aile ve akrabalık ilişkileri, sosyal biliş, sosyal ilişkiler, duygular, akıl yürütme ve karar verme mekanizmaları vs. girecek. Bu konuları evrimsel perspektiften ele alan çalışmaları tanıtan yazılara bu sayfada yer vereceğiz. Bunların yanında nörobilim, bilişsel bilim, davranış genetiği, davranış ekolojisi, primatoloji, ekonomi, felsefe gibi alanlardan da yararlanacağız. Aynı zamanda evrim teorisinin bu farklı alanların bir araya getirilebilmesini sağlayacak en uygun kavramsal çerçeve olduğunu düşünüyoruz. 
  
Modern evrim teorisinin temel prensiplerini tanıtmak, en merak edilen sorulara ve tipik yanlış anlamalara açıklık getirmek sayfanın amaçlarından biri. Fakat evrim tamamlanmış bir teori değil. Darwin'in zamanından beri önemli değişiklikler geçirdi. Günümüzde yeni bulgular geldikçe değişmeye devam ediyor. Özellikle insan davranışına ve sosyal hayatına uygulanması bazan sert tartışmaları beraberinde getiriyor. Biz de bu alan içi tartışmaları, en son bulguları ve ortaya çıkan yeni yönelimleri ön plana çıkaran bir tutum izleyeceğiz.
  
Bilimin halka tanıtılmasının yanında bu sayfayı kurarken başka bazı yan amaçları da göz önüne aldık. Bunlardan biri bilimsel yöntemi ve bilimsel yaklaşımı tanıtmak, bu amaçla modern bilim felsefesinden yararlanmak. Bilim felsefesi son 50 yılda önemli değişiklikler geçirdi. Oysa özellikle evrim teorisinin bilimselliğiyle ilgili tartışmalarda hala eski bilim anlayışlarından yola çıkıldığını görüyoruz. Daha yeni yaklaşımlardan yola çıkanlar ise genellikle relativizmden başka savunulabilir bir görüş olmadığını, kabul gören bir bilimsel teorinin kabul görmeyen görüşlerden temelde bir üstünlüğü olamayacağını düşünüyorlar. Bilimsel yöntemle ilgili modern görüşlerden yola çıkarak relativizme düşmeden bilimsel teorilerin nasıl değerlendirilebileceği de bu sayfanın temalarından biri olacak.
 
Diğer bir amaç bilimsel konularda bir kamusal tartışma alanı oluşturmak. Bu özellikle Türkiye'de eksikliği hissedilen bir şey. Bilimsel gerçeklerin bilim adamlarının tekelinde olmadığına, bir tarafın aktaracağı ve diğer tarafın pasif olarak alacağı bir şey olmadığına, bilimin tartışılabilir olması gerektiğine, gerçeklere ampirik verilere dayalı rasyonel tartışma sonucunda ulaşılabileceğine ve toplumsal politikaların bu tür bir tartışma süreci sonucunda oluşacak uzlaşma ile belirlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu amaçla bu sayfayı bir tür kamusal tartışma alanı olarak kullanmayı, kendi fikirlerimizi tartışmaya sunmayı ve farklı fikirlere de yer vermeyi hedefliyoruz.